![]() |
|
|
#1 |
![]() Personel Daire Başkanı Üyelik tarihi: Aralık 2008 Yaka Numarası: 268 Mesajlar: 33,319 Tesekkür: 20,275
5,867 Mesajina 14,860 Tesekkür Aldi
|
ZİYA PAŞANIN UNUTULMAZ BEYİTLERİ
TERKİB-i BENT / ZİYA PAŞA Tanzimat edebiyatının büyük şairlerinden Ziya Paşa (1825-1880) birer özdeyiş hâline gelmiş beyitleriyle meşhurdur. Ayrıca halkımızın ortak edebî ürünü olan bazı atasözlerini kendisine has üslûbuyla şiirlerinde işlemiş ve unutulmaz beyitler oluşturmuştur. Ziya Paşanın şiirlerinde lirizm yoktur. Aşk, ölüm, ayrılık, sevgilinin güzelliği gibi temalardan uzak kalmıştır. O daha çok eskilerin “hikemî” dedikleri felsefî, dinî, metafizik meseleler üzerinde durmuştur. Ayrıca halkın bazı meselelerini ve ahlakî kusurları ele alarak okuyucuya öğütler vermeye, halkı bilgilendirip eğitmeye çalışmıştır. Ziya Paşa amacına ulaşmıştır. Lise mezunu herkes Ziya Paşanın bir veya birkaç beytini kısmen de olsa bilir veya birisi okuduğu zaman o beyitleri hatırlar. Baba ile oğul, ağabey ile kardeş, usta ile çırak, öğretmen ile öğrenci ilişkilerinde sıkça görülen öğüt – azarlama – dayak üçlemesini harikulâde biçimde ifade eden; öğretmenlerin çoğunun bildiği, yeri geldikçe öğrencilerine okuduğu şu beyti işitmeyen yoktur sanırım: Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (Nasihat ile uslanmayanı tekdir etmeli -azarlamalı- , tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir -dayaktır-) Hiç unutamam; yirmi yıl kadar önce içkili bir ziyafet sofrasında yemek yerken benden çok yaşlı bir bey amca galeyana gelip şu beyti okumuştu: İç bade güzel sev var ise akl u şuurun Dünya var imiş ya ki yoğ olmuş ne umurun (Aklın ve bilincin varsa şarap iç, güzel sev; dünya varmış, yokmuş umrunda olmasın.) Bu beyti okuyan yaşlı amcaya, cahil biri gibi: --Amca, çok güzel bir şiir okudun ama ben bir şey anlamadım, bu şiiri bana açıklar mısın? diye sorduğumda on dakika süren bir şiir açıklama dersi dinlemek zorunda kalmıştım. Amcanın dediğine göre meyhane âleminde pek meşhurmuş bu beyit. Şairi kim, diye sorduğumda “Ziya Paşa” cevabını da almıştım. Sohbetimizin sonunda aynı Ziya Paşanın bir başka beytini de ben okumuştum ona: Cânan gide rindân dağıla mey ola rîzan Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde (Sevgili gitse, rintler -âşıklar- dağılsa, şarap dökülse… Böyle gecenin sabahından ne hayır umulur?) Bu beyitler Ziya Paşanın 12 bentten oluşan Terkib-i Bent şiirine aittir. Bu şiirin 10. bendinde 10, diğer bentlerinde on birer beyit vardır. Yani Terkib-i Bent 131 beyitten oluşan uzun bir şiirdir. Bu uzun şiirin 4, 5, 9. ve 10. bentleri daha çok sevilmiştir. Yazımın başında söz ettiğim, özdeyiş hâline gelen beyitler bu bentlerdedir. Ziya Paşa karamsar bir insandır. Talihten şikâyet; bahtsızların, mazlumların asla mutlu olamayacağı, dünyanın çile çekme yeri oluşu gibi fikirleri birçok beyitte işler. Benim de çok sevdiğim, sırası gelince sohbet arkadaşlarıma okuduğum şu beyit en meşhur olanıdır: Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan (Gökyüzünden yağmur yerine inci ve mücevher yağsa talihsiz olanın bahçesine bir damlası bile düşmez.) Fakat Ziya Paşaya hak vermemek elde değil. Hiç unutamıyorum, 25 yıl kadar önce yılbaşı yaklaşırken sekiz tane bilet almıştım. Eşim ise komşu üç kadınla ortak tek bir bilet almıştı. Hem de çeyrek bilet… Yılbaşı piyangosu çekilip de kazanan numaralara baktığımda, bırakın büyük ikramiyeleri, amorti bile çıkmamıştı bana. Amorti çıkan biletler son rakamı 2 ve 8 olan biletlerdi. Benim sekiz biletimin hiçbirinin sonunda bu rakamlar yoktu. Fakat bizim dört kafadar bayanın aldığı çeyrek biletin son dört rakamı tuttuğu için onlar –az da olsa- ikramiye kazanmışlardı. En azından benim sekiz bilete verdiğim parayı eşim çeyrek biletin çeyrek ikramiyesiyle kurtarmıştı. Eee, ne demişler; kumarcının kumarcıya beş kuruş hakkı geçmezmiş… Karamsar insanların dillerine pelesenk ettikleri şu beyitler de Ziya Paşaya aittir: Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-i fenâdan Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan (Faniliğin kan dolu çeşmesinden bir yudum içen, bir daha başını belâ yağmurlarından kurtaramaz.) Yani yaşadığımız şu fani dünya kötülüklerle doludur. Bu dünyaya gelip de bir yudum su içerek dünya nimetlerinden faydalanan bir insan bir daha başını sıkıntı ve dertlerden kurtaramaz. Ziya Paşa aynı karamsarlıkla, aynı düşünceyi, farklı kelimelerle tekrar ifade ediyor: Asude olam dersen eğer gelme bu cihâne Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan (Eğer mutlu ve sakin lmak istersen bu dünyaya hiç gelme; çünkü şu hayat meydanına bir defa düşen kaza taşlarından -ızdırap verici dertlerden- kurtulamaz.) Ziya Paşa, dünyanın fani oluşunu 5. bentte iki mükemmel beyitle ifade ediyor: Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde (Dünyanın altınında ve gümüşünde ne mutluluk olabilir ki? İnsanlar ahiret yolculuğuna çıkarken bunların hepsini geride bırakır.) Bu beytin devamı olan beyit daha da meşhurdur ve bir atasözü gibi edebiyat severler tarafından ezbere okunur: Seyretti havâ üzre denir taht-ı Süleyman Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde İslâm mitolojisine göre Hazret-i Süleyman’a peygamberlik gibi yüce bir sıfattan başka çok büyük bir servet de bahşedilmişti. Öyle ki gelmiş geçmiş insanların en zengini oydu. Bunlardan başka Allah’ın bir lûtfu olarak kurda, kuşa, ateşe ve suya hükmedecek güçleri vardı. Bu kudret ve ihtişamın timsali olarak gökyüzünde uçabilen bir tahta sahipti. Ziya Paşa bu beyitte: “Süleyman’ın tahtı hava üzerinde uçuyordu derler, dünyanın geçiciliğine bak ki o muazzam saltanatın bile yerinde şimdi yeller esiyor.” demektedir. Bu konuda halkımızın bir deyişi vardır: Dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamış… Bu sözde ve Ziya Paşanın beytindeki Süleyman, Kanunî Sultan Süleyman değil, Peygamber Süleyman’dır.
|
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
|
|